29 Nisan 2016 Cuma

BLOG' UMUN İLK GÜNÜ


             Bugün verdiğim kararları yazarak görünür hale getirme kararı aldım. Dolayısıyla sürecimde 
neyi ne kadar başarabileceğimi birlikte görebileceğimizi umut ediyorum. Asıl amaç burada aslında 
kendimle ne kadar mücadele edebileceğimi objektif olarak izlemek olacak ancak sizlerin de katkıları yorumları ve dış göz ile önerileri olursa belki de daha verimli olabilir. 


            Çevresinde her doktor yakını, arkadaşı ya da tanıdığı olan biri tıp fakültesinde okumanın zorlu sürecine az ya da çok tanıklık etmiştir. Sonrasında ise branşlaşma konusunda ne kadar zor bir sınavdan geçtiğimizden ve yaşam tarzımızın buna göre nasıl şekillendiğinden haberdarsınızdır. Yine de bu günlük ile neler yaptığımız hakkında bir fikir sahibi olun isterim. Ve dahi üstelik, benim neleri ne kadar yapabileceğimi birlikte görelim. 


    Her şey aslında " uzman doktor " unvanımı aldıktan sonra başladı. Öncesindeki memnuniyetsizliğimi ifade eden ufak tefek doktora başvurularımın burada derinlemesine çözümlemesini yapma niyetinde değilim. Ancak ne zaman ki unvanımı alıp Türkiye'nin ücra bir köşesinde görevimin başına geçtim, aslında tam olarak istediğimin de bu olmadığını anladım. 
Hayat devam ediyordu ve kariyer adı altında zaten yeterince vakit kaybetmiştim. Poliklinik odasının penceresinden bakarken bir sığır sürüsünün hastane bahçesine girdiğini gördüm. Manzaramın bu olmasını hak edecek kadar çalıştığımın o zaman ayırdına vardım. Ben hiç bir zaman performansımı sonuna kadar kullanmamıştım. İçimde hep acaba düzenli çalışmaya uzun süre dayansaydım bu büyük ve zorlu sınavdan daha güzel bir sonuç alabilir miydim düşüncesi vardı. İçimde, derinlerde bir yerde beni kemiren, her gittiğim rotasyonda "sen niye bu bölümü seçtin ki ? " nidalarıyla perçinlenen bu hissi çok uzun zaman önce halının altına süpürmüştüm. Ta ki az önce bir inek sürüsü pencereme geldiği ana kadar. O anı bir fotoğrafla ölümsüzleştirmeyi çok istememe rağmen, ağızlarından akan salyaları, arka bacaklarından akan kokulu mayıslarını gözler önüne sermeyi istemedim. Bu yüzden aşağıya temsili bir fotoğrafı koymak istedim ki neler hissettiğimi bir nebze olsun gözünüzde canlandırabilesiniz: 


         Son birkaç gündür yeniden sınava girmeyi tasarlıyorum. Size de olur mu hiç ? Bir karar alırsınız ,bir yola girersiniz ve sonuna kadar gitmeden vazgeçersiniz. Sonra da yolun sonunu hep merak edersiniz? Hayatımdaki başarısızlıklara bakınca, kendimce yeniden başarısız olma ihtimalim beni korkutuyor. Bu sınava girmeyeli iki yıl oldu. Nasıl çalışacağım konusunda kafamda soru işaretleri var. Şu an benden beklenen zaten bu sınavı dört yıl önce vermiş olduğum ve sonrasındaki gerekli tüm asistanlık işlerini bitirerek başarıyla ünvanımı aldığıma mütevellit koltuğumda kasılmak olmasına rağmen neden hala geriye dönerek bazı şeylerin hesaplaşmasını şimdi yapıyor olduğumu açıklayabilmiş değilim. Yazdıklarımdan da anlaşılacağı üzere hala karar aşamasındayım. 

          Dün akşam konuyla ilgili internette bir araştırma yaptım ve "tuscoach" diye bir telefon programı buldum. Sonrasında Erdinç Nayır'ın tus çalışma rehberini okudum ve ikisini birleştirince kendime 145 günlük bir program yapıvermiş oldum. Her zaman herkesin altını çizerek ve üstüne basarak söylediği gibi kaynak değiştirmeden yıllar önce okuyup atmadığım eski ders kitaplarımı çıkardım. Ders çalışma önerileri okudum, dinledim. Şimdilik tek ve önemli eksiğim "çıkmış tus soruları" ve ayrıca karar vermek. Verilen kararı uygulamak adına harekete geçmek. 

                Güzel yarınlarda buluşmak üzere...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder